Metabolik Sendrom

 

Modern yaşam hastalığı olarak tanımlayabileceğimiz metabolik sendrom, hareketi az olan kişileri tehdit etmektedir. Bunun görülme sıklığı dünyada olduğu gibi, ülkemizde de giderek artmaktadır. Bu sendromun etkilediği kişiler genellikle masa başında çalışanlar, düzensiz beslenenler ve yoğun bir stres altında olanlardır. Özellikle yaşın ilerlemesiyle birlikte, kişilerde kalp hastalıklarını ve şeker hastalığı riskini arttıran bir etkendir. Bu nedenle hastalıklar yaşanmadan, bu risklerin ortadan kaldırılması gerekir. Yapılan araştırmalar kadınların, erkeklere göre, metabolik sendroma yakalanma riskinin daha fazla olduğunu belirlemiştir.

Metabolik sendrom, vücutta insülin direnciyle birlikte gelişen abdominal obezite, şeker hastalığı, glikoz intoleransı, hipertansiyon, dislipidemi, koroner arter hastalığı gibi sistemik hastalıkların birbirine eklendiği, ölümcül sonuçları olan bir endokrinopatidir. Bu insülin direnci sendromu, ölümcül dörtlü, sendrom X, uygarlık sendromu, polimetabolik sendrom gibi tanımlamalarla da adlandırılır. Metabolik sendromun oluşumu açısından herhangi bir çevresel faktör belirlenememiştir. Bunun insülin direncinin zemininde gelişebilecek heterojen bir hastalık olduğu söylenebilir. Burada poligenik bir yatkınlık olsa da, modern yaşamın sonucunda olan sedanter yaşam ile yüksek kalori içeren beslenmenin metabolik sendromun seyrini hızlandırmaktadır.

Metabolik sendrom hastalarda kalp krizi geçirme riskini arttıran tüm risk faktörlerini taşıyan bir hastalık grubudur. Bu faktörlerin içinde en önemli etken şişmanlık olarak kabul edilir. Obezite derecesinde olan şişmanlık, tedavi edilmediği takdirde kalp krizi dahil olmak üzere ölümcül hastalıkların sebebi olarak kabul edilir. Bu yüzden obezite mutlaka tedavi edilmesi gereken bir şişmanlık olarak kabul edilir.

Metabolik sendrom için tanı kriterleri nelerdir?

Metabolik sendromun tanı kriterleri farklıdır. Bunlar;

Şeker hastalığı ya da bozulmuş glikoz toleransı ya da insülin direncinin hastalarda en az biri bulunmalıdır. Bunların dışında yüksek tansiyon, dislipidemi, abdominal obezitenin en az ikisinin hastalarda bir arada bulunması gerekir.

Metabolik sendrom bileşenleri nelerdir?

İnsülin direnci: Kişilerdeki genetik faktörler, fiziksel aktivite azlığı, obezite, fetal malnustrisyon ve yaşın ilerlemesi gibi etkenlerle insüline karşı biyolojik bir yanıtsızlık yani insülin direnci gelişir. Sağlıklı kişilerde % 25 oranında, bozulmuş glikoz toleransında % 60 oranında insülin direnci görülmektedir. Bu sorun genellikle hiperinsülinemiyle birlikte olur, ancak her zaman hiperglisemi ile birlikte görülmez. Hiperglisemi durumu insülin direncinin daha ileri aşamasında görülür.  Tanı yöntemi olarak genellikle HOMA formülü uygulanır. Bu değerin 2,7 üzerinde olması halinde, insülin direnci olduğunu gösterir.

Şeker hastalığı: Tip 2 diyabetlerde insülin direnci olmasa da, bozulmuş glikoz toleransının olması metabolik sendromun ilk aşamasını oluşturur. Bu yüzden insülin direnci aranmaz. Bozulmuş açlık glikozu ile bozulmuş glikoz toleransı bulunan kişilerde şeker hastalığı gelişme riski artar. Bu kişiler pre diyabetik olarak tanımlanır. Tokluk hiperglisemi hastalarda kalp hastalıklarının oluşma riski olarak kabul edilir.

Hipertansiyon: Hipertansiyonun altında çoğunlukla insülin direnci vardır.

Dislipidemi: Metabolik sendrom durumunda tligliserit ile LDL kolesterol yüksek, HDL kolesterol düşük olurken, LDL kolesterol genellikle artmaz. İnsülin direnci arttıkça trigliserit oranları yükselir, HDL kolesterol düşer. HDL kolesterol düşüklüğü ve hipertrigliseridemi kişilerde kalp hastalığı riskini arttırır.

Obezite:  Toplumda genellikle 20 yaş üstü kişilerde % 34 oranında abdominal obezite görüldüğü belirlemiştir. Bu sorun vücutta olan insülin direncinin önemli bir göstergesidir. Fakat insülin direnci olan her hastada obezite görülmeyebilir. Bu nedenle obez olan kişiler mutlaka metabolik sendrom açısından taranmalı, vücut kitle indeksi yerine hastaların bel çevresi ölçümü değerlendirilmelidir.

Koroner arter hastalığı:  Metabolik sendrom erken dönemde meydana gelen ateroskleroz açısından risk faktörü olarak değerlendirilir. Metabolik sendromu olan kişilerde koroner kalp hastalığı riski 3 kat fazla artış gösterir. Koroner kalp hastalığında ölüm oranı metabolik sendromu olanlarda % 12 seviyelerindeyken, olmayanlardaki oran % 2,2 kadardır.

Karaciğerde yağlanma (Alkol kullanmayanlarda): İnsülin direncinin olması karaciğerde yağ birikimi, transaminaz yükseklik ve siroza kadar giden bir seyir izler. Obez hastalarda % 75 oranında hepatosteatoz, % 20 oranında steatohepatit, % 2 oranında ise siroz gelişir.

Polikistik over sendromu: İnsülin direnciyle birlikte hastalarda polikistik over gelişmesi izlenebilir. Bu kişilerde erken yaşta kardiyovasküler hastalıkların gelişme riski yüksektir. Hastaların % 40 ında bozulmuş glikoz toleransı izlenir.

Subklinik inflamasyon:  Bu hastalarda abdominal obezite, C reaktif protein düzeyleri, trigliserit yüksekliği, kan glikozu, HDL kolesterol düşüklüğü gibi bulgular izlenir. Metabolik sendromu olan hastalarda, C reaktif protein düzeyi arttıkça, kalp hastalığı riski yükselir.

Metabolik sendrom tedavisi nasıl yapılır?

Metabolik sendromda tedavinin hedefi, insülin direncinin oluşmasına sebep olan risk faktörlerinin, yaşam tarzı değişiklikleriyle kontrol altına alınmasını ve gerekli şartlarda klinik hedeflere ulaşılması için ilaç tedavisinin yapılmasını içerir. Yaşam tarzı değişimi dışında, metabolik sendromun tedavi edilmesini sağlayacak tek bir ajan bulunmamaktadır. Bunu sağlamak için en uygun tedavi kilo kaybının sağlanması, düzenli egzersiz yapılması, sağlıklı beslenme düzeninin kurulması ve sigara alışkanlığının bırakılması gerekir.

Kilo kaybı sağlanması: Hastalarda % 5-10 oranında kilo kaybı olması halinde, metabolik sendromun bütün bileşenleri kontrol altına alınabilir.  Hastaların % 7 oranında kilo kaybetmesi ile beraber düzenli olarak fiziksel aktivitede bulunması, 4 yıl içerisinde Tip 2 diyabet gelişme olasılığını % 50 oranında azaltmaktadır. Hastaların diyetlere uyumunu sağlamak için, davranış terapisi yanında uzun süreli takip gerekmektedir.

Fiziksel aktivite: Hastaların düzenli olarak fiziksel aktivitede bulunması, insülin direncini düzeltmekte, kan yağları, glikoz ve kan basıncını kontrol altına almaktadır. Bunlar sağlandığı takdirde hastalardaki kardiyovasküler fonksiyonlarda da düzelme meydana gelir. Hastaların kilo almaması için, düzenli bir şekilde her gün bir saat kadar fiziksel aktivitede bulunması gerekir. Kardiyovasküler riskin azaltılması için, hastalar her gün düzenli olarak 10.000 adım atmalıdır.

İnsülin direnci: Hastaların metformin grubu ilaçları kullanması insülin direncini düzeltmektedir. Bu grup ilaçlar anti hiperglisemik etkilere neden olarak iştahı azaltmakta ve kilo kaybına neden olmaktadır. Serum lipitler üzerindeki olumlu etkilerinin yanında, dokulardaki kanser gelişimi riskini azaltmaktadır.

Tip 2 diyabet hastalığı: Metabolik sendromu olan hastalardaki Tip 2 diyabet hastalığının tedavisinde tercih edilecek ilaçlar insülin direncini azaltacak etki göstermelidir. Bu ilaçların hedefler doğrultusunda glisemik kontrolü sağlamaması halinde, diğer ilaçlarla birlikte kombinasyon yapılabilir. Ataroz ve metformin grubu ilaçların dışında Tip 2 diyabet tedavisinde kullanılacak ilaçlar kilo almaya neden olabilir.

Dislipidemi:  Fibratlar trigliseriti azaltarak, HDL kolesterol oranını yükseltip kardiyovasküler riskleri kontrol altına alır. Şeker hastalığı ve korner arter hastalığı olduğunda, statinler hedeflenen LDL kolesterol seviyesine ulaşmakta etkili olur. HDL kolesterolün düşüklüğünün kontrol edilmesinde, sigarayı kesmek ve düzenli bir egzersiz programı uygulamak etkili olur.

Obezite:  Hastalarda yaşam tarzı değişimiyle, ilk 3-6 ay içinde % 5-10 kilo kaybı sağlanamadığında, sibutramin ya da orlistat kullanımı gündeme gelebilir. Morbid obezite hastalarında ise, cerrahi tedavi seçeneğine geçilebilir.

Hipertansiyon: Bu hastalara uygulanan diyet sırasında tuz kısıtlaması yapılmalıdır. Uygun ilaçların kullanımıyla hipertansiyon kontrol altına alınmalıdır. Bu sayede metabolik sendromun tedavi edilmesi sağlanır. Ancak beta blokerlerin kilo almaya ve HDL kolesterol düşüklüğüne neden olacağı unutulmamalıdır.